T.C. Diyarbakır Müftülüğü

 

English French German Italian Portuguese Russian Spanish
 

Ana Menu |

   Bugün : 

 

 
Peygamber Makam ve Kabirleri / Giriş
DİYARBAKIR’DA PEYGAMBER MAKAM VE KABİRLERİ

İlimizde bulunan peygamber makam (bir süre ikamet ettiği yer) ve kabirleri konusunda bilgi vermeden önce peygamberlik ve bu konu ile bağlantılı “resul” ve “nebî” kavramları hakkında kısa bir bilgi vermek uygun olur.

Peygamberlere inanmak, iman esaslarındandır. Peygamber kelimesinin kökeni Farsça olup “Allah’tan, vahiy getiren” demektir. Resul, Yüce Allah tarafından yeni bir kitap ve yeni bir şeriat ile bir topluma veya Sevgili Peygamberimiz de olduğu gibi bütün insanlığa gönderilen kimsedir. Resul kavramı, nebi kavramına oranla daha kapsamlıdır. Her resul, aynı zamanda bir nebidir. Fakat her nebi, bir resul değildir. Nebî, yeni bir kitap ve yeni bir şeriatla gönderilmeyip kendisinden önceki bir peygamberin kitabını ve şeriatını ümmetine bildirmekle görevli olan peygamberdir.

Hz. Âdem (a.s.)`dan itibaren son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.)`e kadar pek çok peygamber ilahi vahyi tebliğ etmiştir. Yüce Allah, Kur`an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:
“Allah’a andolsun ki biz, senden önceki ümmetlere de peygamberler gönderdik.”
[1] “Hiçbir ümmet müstesna olmamak üzere, mutlaka içinde (azaptan) korkutucu bir (peygamber gelip) geçmiştir.” [2] “Her milletin bir peygamberi vardır". [3]

Peygamberlerin sayısı hakkında Kur`an-ı Kerim’de bir rakam verilmemektedir. Fakat bu konuda hadis-i şerifler vardır. Hz. Peygambere, peygamberlerin sayısı sorulmuş, O da 124 bin (bir başka rivayette 224 bin) olduğunu açıklamıştır. [4]

Kur’ân-ı Kerim’de ismi zikredilen 25 peygamber bulunmaktadır: Hz. Âdem, Hz. İdris, Hz. Nuh, Hz. Hud, Hz. Salih, Hz. İbrahim, Hz. Lut, Hz. İsmail, Hz. İshak, Hz. Yakub, Hz. Yûsuf, Hz. Eyyub, Hz. Şuayb, Hz. Musa, Hz. Harun, Hz. Davut, Hz. Süleyman, Hz. İlyas, Hz. Elyesa’, Hz. Zülkifl, Hz. Yûnus, Hz. Zekeriya, Hz. Yahya, Hz. İsa ve Hz. Muhammed aleyhimüsselamdır. Kur’ân-ı Kerim’de haklarında bilgi verilen Üzeyr, Lokman ve Zülkarneyn adlarında üç kişinin peygamber olup olmadıkları İslâm âlimleri arasında tartışmalıdır. [5]

Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de; “Öyle peygamberler (gönderdik ki) hayat hikâyelerini önceden sana bildirdik. Yine öyle peygamberler (yolladık ki) sana onların hayat hikâyelerini anlatmadık.” [6] buyurduğu için, peygamberlerin sayısı ile ilgili belli bir rakam tayin etmeden
“Hz. Âdem’den, Hz. Muhammed (s.a.v.)’e kadar gönderilmiş olan peygamberlerin hepsine inandım. Hepsinin hak ve gerçek olduklarını kabul ettim” demek en uygun olanıdır.
[7]

İlimizde bulunan peygamber makam ve kabirleri konusunda bilgi vermeden önce, büyük medeniyetlere ev sahipliği yapmış, tarihî dokusu ve derinliği ile öne çıkan şehrimiz hakkında kısa bir bilgi vermek, bu makam ve kabirler konusunda daha isabetli değerlendirmede bulunmayı mümkün kılacaktır.

Diyarbakır, Dicle nehrinin kenarında, Yukarı Mezopotamya bölgesinde kurulan en önemli yerleşim alanlarından biridir. İlk uygarlıklar, Diyarbakır ve çevresinin de içinde bulunduğu Mezopotamya’da oluşmaya başlamıştır. Ergani ilçesine 8 km. uzaklıkta bulunan “Hilar Şehri Harabeleri”nde yapılan Çayönü arkeolojik kazıları dünya tarihine ışık tutmuştur. [8] Çayönü’nde yapılan araştırmalarda yörenin tarihinin M.Ö. 7000 yıllarına kadar indiği ve ilk yerleşik tarımın burada yapıldığı ifade edilmektedir. Çayönü buluntuları bugün, Diyarbakır Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir. [9]

“Her milletin bir peygamberi vardır". [10] ayeti ve benzer anlamdaki diğer ayet-i celileler [11] ile peygamberlerin sayısının 124 bin veya 224 bin olduğu yönündeki hadis-i şerif [12] , Diyarbakır’ın tarihi konumu ile birlikte değerlendirildiğinde, ilimizde bulunan peygamber makam ve kabirlerinin doğruluğu mümkün gözükmektedir.

Diyarbakır’da Peygamber Makam ve Kabirleri

1316/1898 tarihli Diyarbakır Salnâmesi’ nde, Diyarbakır’da kabri bulunan peygamber, sahabe ve evliya’ya ait türbelerin anlatıldığı kısımda “Dâhil-i vilayette defîn-i hâk-i ıtırnâk olan kuvve-i kudsiye ve füyûzât-ı maneviyeleriyle vilâyetimiz ahâlîsini müstefîd eden enbiyâ-i izâm ve sahâbe-i kirâm ve eizze-i zevi’l-ihtirâm efendimiz hazerâtının türbe ve makam-ı saadetleriyle merâkıd-i şerifelerinin bulundukları mahallerin ve müşârun ilayhime merbût evkâf-ı şerifenin cedvelidir.”denilerek, Diyarbakır’da kabri bulunan nebîler (peygamberler) ve bu peygamberlere ait türbelerinin yerleri belirtilmektedir. Bu cümlenin günümüz Türkçesi ile ifadesi ise şöyledir : “Şehrimizin güzel kokulu toprağına defnedilen, yüce kuvvet ve manevi feyizleriyle şehrimiz halkını faydalandıran büyük peygamberler, mükerrem sahabeler ve hürmete layık büyüklerimizin türbelerinin ve makamlarının bulunduğu yerlerin ve adı geçene bağlı vakıfların çizelgesidir.”

1316/1898 tarihli Diyarbakır Salnâmesi’ne göre;

1- Nebî Zülkifl aleyhisselâm,

2- Nebî Elyesa’ aleyhisselâm,

3- Nebî Harun-ı Âsafî aleyhisselâm,

4- Nebî Hallak aleyhisselâm,

5- Nebî Harut aleyhisselâm,

6- Nebî Enûş b. Şit aleyhimüsselâmın kabr-i şerifleri Diyarbakır’da bulunmaktadır. [13]

1. Nebî Zülkifl (a.s.) Makam ve Kabri

Kaynaklarda Zülkifl (a.s.)’ın, Hz. Eyyûb (a.s.)’ın oğlu Bişr olduğu belirtilmektedir. Yüce Allah, Hz. Eyyûb (a.s.)’dan sonra O’nu peygamber olarak göndermiş ve halkı, “Tevhîd Akidesi’ne: Allah`ın birliğine inanmaya” davet etmesini emretmiştir. [14]

Yüce Allah, Enbiya Sûresi’nde, Eyyûb (a.s)’ın kıssasından sonra Zülkifl (a.s.) hakkında şöyle buyurur: “Ve İsmâil`i, İdris`i ve Zülkifl`i hatırla ki, onların hepsi sabredenlerdendi. Ve bu yüzden onların hepsini rahmetimizle kuşatmıştık; onlar gerçekten dürüst, erdemli ve sâlih kimselerdi”. [15] Yüce Allah, Enbiya Suresi’nde ise "İsmail`i, Elyesa`yı ve Zülkifl`i hatırla; onların tamamı, seçilmiş hayırlı kimselerdendi.” [16] buyurmaktadır. Zülkifl (a.s.)’ın Kur’an-ı Kerim’de peygamberlerin isimleriyle birlikte zikredilmesi, sabredenlerden, seçilmişlerden ve Allah tarafından ödüllendirilenlerden olduğunun belirtilmesi, onun da peygamber olduğunu gösteren bir delildir. Hz. Zülkifl (a.s.)’ın mezarının Eğil İlçesi’nde, makamının ise Ergani’de olduğu kabul edilmektedir.

Hz. Zülkifl (a.s.)’ın makamı (bir süre kalığı yer), Ergani İlçesi’nin 6 km. kuzeyinde bulunan “Zülküfil” veya “Makam” ismi verilen dağın zirvesindedir.

1301/1883, 1308/1890 ve 1318/1900 tarihli Diyarbakır Salnâmeleri’nde Nebî Zülkifl (a.s.)’ın makamının Ergani’de bulunduğu ve bu makamın müzeyyen bir surette tamir ve tefriş edildiği bilgisi bulunmaktadır. [17]

Ali Emirî Efendi (ö. 1924) Osmanlı Vilâyât-ı Şarkıyyesi adlı eserinde 1297/1879 yılında Abidin Paşa ile Elazığ’a giderken Ergani’ye uğradıklarını, Zülkifl (a.s.)’ın makamını ziyaret ettiklerini ifade etmektedir. [18] 1307/1889 yılında Diyarbakır’da bulunmuş olan Arif Paşa, Seyahatnamesi’nde Ergani Kasabası’na gittiklerinde ilk önce Hz. Zülkifl (a.s.)’ın makam-ı mukaddeslerini ziyaret ettiklerini ifade ederek türbe ve türbenin çevresini ayrıntılı olarak tasvir etmektedir. [19]

Makam Dağı’nda bulunan Zülkifl Nebi Zaviyesi’nin hangi tarihte ve kim tarafından yaptırıldığına dair kesin bilgi olmasa da, 924/1518 tarihli Tahrir Defterleri’nde vakıf kaydının bulunması [20] , Osmanlı döneminden daha önceyi işaret etmektedir. Ayrıca 937/1530 tarihli Osmanlı Tahrir Defterleri’nde de Hz. Zülkifl (a.s.)’ın türbesi ve türbeye vakfedilen gelir hakkında bilgiler bulunmaktadır. [21] 1285/1868 yılında Diyarbakır valiliğine atanan Kurt İsmail Paşa’nın, Zülkifl Nebî Türbesi’ni ziyarete gelenler için bir daire ile sarnıç inşa ettirdiği de bilinmektedir.

İçinde Hz. Zülkifl (a.s.) makamı bulunan ve türbe olarak adlandırılan bu yapı, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce 09.06.2008 tarihinde başlayan restoresi tamamlanmıştır. Bu yapının içerisinde yaklaşık 20–30 kişinin namaz kılabileceği küçük bir mescid de bulunmaktadır. Ulaşımı kış mevsiminde zor olan türbe, diğer zamanlarda sürekli ziyarete açıktır.

Zülkifl Nebi (a.s.) Makamı, Vakıflar Genel Müdürlüğü veritabanında “Zülkifl Nebi Türbesi” adı ve 21.07.01/08 envanter numarası ile “Türkiye Kültür Mirasları” arasında kayıtlıdır. [22] Ayrıca türbe, Diyarbakır Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından 20.02.1991 tarih ve 656 sayılı Kurul Kararı ile tescillenmiş ve korumaya alınmıştır. [23]

Yöre halkı tarafından yoğun bir şekilde ziyaret edilen Ergani ilçesinde bulunan Makamın bakımı, muhafazası ve gelen ziyaretçilerin bilgilendirilmesi Ergani İlçe Müftülüğünce görevlendirilen bir imam-hatip tarafından yapılmaktadır.

Hz. Zülkifl (a.s.)’ın kabri , Eğil İlçesi’nde, Nebi Harun Tepesi’ndeki türbesinde bulunmaktadır. Hz. Zülkifl (a.s.) kabri daha önce bulunduğu yerden Dicle Baraj Gölü havzasında kalacağı için Elyesa’ın kabri ile birlikte, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü arasında yapılan işbirliği ve dönemin Eğil Kaymakamı’nın başkanlığında oluşturulan komisyon marifetiyle 13–16 Eylül 1995 tarihleri arasında, Nebî Harun Tepesi’nde yaptırılan türbeye nakledilmiştir. [24]

Hz. Zülkifl (a.s.)’ın naaşının nakli için çalışmalara Nebî Elyesa’ (a.s.)’ın naaşının naklinden sonra başlanmıştır. Bu nakilde görev alan kişiler, Hz. Zülkifl (a.s.)’ın naaşının bulunduğu mezarın açılmasında, mezarın, dönemin çimentosu olarak bilinen Kels-i hacer adlı bir madde ile kaplı olduğu için çok zorlanıldığını ifade etmişlerdir. Hz. Zülkifl (a.s.)’ın naaşı, 15–16 Eylül 1995 tarihleri arasında Kale Mahallesi’nde önceden hazırlanan türbeye nakledilmiştir. Heyette bulunanların Hz. Zülkifl (a.s.)’ın naaşının çürümediğini gördükleri hususundaki ifadeleri basında yer almıştır. Nebî Elyesa’ (a.s.) ve Nebî Zülkifl (a.s.)’ın naaşlarının çürümemiş olması, Hz. Peygamber’in (s.a.v.), “Cenabı-ı Hak, toprağa, peygamberlerin cesedini çürütmeyi haram kılmıştır” hadisi ile irtibatlandırılmıştır. [25]

Eğilİlçe Müftülüğü’nce, Nebî Zülkifl (a.s.)’ın kabrinin bulunduğu türbenin bakımı ve gelen ziyaretçilerin bilgilendirilmesi için Elyesa Camii İmam-Hatibi görevlendirilmiştir.

Nebi Harun Tepesi’nde bulunan bu türbe, Vakıflar Genel Müdürlüğü veritabanında “Zülkifil (Zülküf) Peygamber Türbesi” adı ve 21.06.02/05 envanter numarası ile “Türkiye Kültür Mirasları” arasında kayıtlıdır. [26] Ayrıca türbe, Diyarbakır Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından 12.06.1991 tarih ve 791 sayılı Kurul Kararı ile tescillenmiş ve korumaya alınmıştır. [27]

2. Nebî Elyesa’ (a.s.) ve Kabri

Yüce Rabbimiz En`âm Suresi’nin 86. ayetinde "İsmail, Elyesa `, Yûnus ve Lût`a da yol gösterdik” hepsini âlemlere üstün kıldık” ve aynı surenin 89. ayetinde de “İşte onlar kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiğimiz kimselerdir” buyurmaktadır. Sa’d Suresinin 48. ayetinde ise Elyesa’ (a.s.) şöyle anılır: "İsmail`i, Elyesa`ı, Zülkifl`i de an. Hepsi de iyilerdendir”.

Elyesa’ (a.s.)’ın, İslâmî kaynaklarda “Elyesa` b. Ahtûb b. Acûz” şeklinde verilen şeceresi dışında onunla ilgili kesin bir bilgi bulunmamakla birlikte, İlyâs (a.s.) devrinde yaşadığı ve ondan sonra peygamber olarak görevlendirilmiştir. [28]

Nebî Elyesa’ (a.s.)’ın, İsrailoğullarını doğru yola davet etmesine rağmen çok azının kendisine inandığı, çoğunluğun ise iman etmediği, kendisine iman etmeyen ve gerekli dersleri almayan İsrailoğullarının büyük bir kısmının başına ise Asurluların musallat edildiği ifade edilmektedir. [29]

Kitâb-ı Mukaddes’ te Elişa adıyla zikredilen peygamberin Elyesa’ (a.s.) olduğu tahmin edilmektedir. Buna göre Hz. Elyesa’ milâttan önce VIII. yüzyılda İsrail Krallığı`nda yaşayan Şafaf’ın oğludur. Tanrı`nın emri üzerine İlyâs Peygamber tarafından kendisine halef olarak seçilmiştir. İlyas (a.s.)’ın vefatından sonra da doğru yola daveti sürdürmüştür. [30]

Hz. İlyâs`ın ölümünden sonra Hz. Elyesa’ (a.s.)’ın, peygamberlik görevine Eriha`da (Batı Şeria/Filistin) başladığı ve pek çok mucize gösterdiği de Kitab-ı Mukaddes`te anlatılmaktadır. Hz. Elyesa’ (a.s.)’ın, İsrail Kralı Yoaş zamanında vefat ettiği tahmin edilmektedir. [31]

1316/1898, 1321/1903 ve 1323/1905 tarihli Diyarbakır Salnâmeleri’nde Hz. Elyesa’ (a.s.)’ın Eğil’de medfûn olduğu ifade edilmektedir. [32] Bununla birlikte, bölge halkı da, Hz. Elyesa’ (a.s.)’ın mezarının Eğil’de olduğunu asırlardır kökleşmiş bir inançla kabul etmektedir. Buna karşın Hz. Elyesa’ (a.s.)’ın mezarının Samiriyye’de olduğunu ileri süren araştırmacılar olduğu gibi, Şanlıurfa’nın Eyyüb Nebi Köyü’nde Elyesa’ (a.s.)’ın medfûn olduğuna inanılan bir türbe de bulunmaktadır. [33]

Nebî Elyesa’ (a.s.)’ın naaşının naklinden önceki türbesi, Diyarbakır’ın Eğil İlçesi’nin Çarıkören Mahallesi’ndedir. Eski bir caminin bitişiğinde bulunan bu türbe, iki kemer üzerine oturtulmuştur. Dicle Barajı’nın yapılmasıyla birlikte, baraj gölü havzasında kalan, Elyesa’ ve Zülkifl Peygamberlerin naaşları, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün işbirliği neticesinde 13–16 Eylül 1995 tarihleri arasında Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce Kale Mahallesi’nde, Nebî Harun Tepesi’nde yaptırılan türbeye nakledilmiştir.

Nakil için dokuz kişiden oluşan bir heyet kurulmuştur. Heyette; dönemin Eğil Kaymakamı Selim Çapar, İlçe Müftüsü Ekrem Abbasioğlu, Kaymakamlık V.H.K.İ Mahmut Lâçin, Müftülük memuru Burhanettin İncedursun, fahri İmam-Hatipler Ömer Kalkan ve Sadullah Kızılay ile birlikte Bahattin Köksal, Mehmet Kaya ve Tahir Korkut adalarındaki işciler görev almıştır. İlk olarak, Hz. Elyesa’ (a.s.)’nın kabrinin açılmasına başlanmış ve bu faaliyet iki gün sürmüştür (13–14 Eylül 1995). İkinci gün sonunda naaşa ulaşılmıştır. Elyesa’ Peygamber’in naaşı, Eğil ilçesine hâkim durumda bulunan ve Nebî Harun-ı Âsafî’nin kabrinin de bulunduğu tepedeki türbeye nakledilmiş ve bu durum 18.09.1995 tarih ve 06 sayılı Komisyon Kararı ile de tespit edilmiştir. [34] Heyette bulunanların, cesedin çürümediğini yönündeki görüşleri gazetelere de yansımıştır. [35]

Kale Mahallesi’nde Nebî Harun Tepesi’ndeki türbenin yanında Elyesa’ Camii de bulunmaktadır. Cami ve türbenin mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait olup cami faal durumdadır.

Eğil’de Nebî Harun Tepesi’nde bulunan cami ve türbe, Vakıflar Genel Müdürlüğü veritabanında "Elyesa Peygamber Camii, Zaviye ve Türbesi" adıyla ve21.06.02/02 envanter numarası ile “Türkiye Kültür Mirasları” arasında kayıtlıdır. [36]

3. Nebî Harun-ı Âsafî (a.s.) ve Kabri

1316/1898, 1321/1903 ve 1323/1905 tarihli Diyarbakır Salnâmeleri’nde “Nebî Hârûn-ı Âsafî” peygamber olarak ifade edilmekte ve mezarının da Eğil İlçesinde olduğu belirtilmektedir . [37] Bununla birlikte, bölge halkı, Hârûn-ı Âsafî’nin peygamber olduğuna ve kabrinin de Eğil İlçesi’nde bulunduğuna inanmaktadır.

Hârûn (a.s.), Hz. Musa (a.s.)’ın yardımcısı olarak İsrâiloğullarına gönderilen bir peygamberdir. Vefat ettiğinde 123 yaşında olduğu Kitab-ı Mukaddes’te zikredilmektedir. Vefat ettiği zaman Hz. Musa (a.s.) tarafından “Hor Dağı”nın tepesine defnedilmiştir. [38]

“Hor Dağı”nın nerede olduğu kesin olarak bilinmemekle birlikte, “Hor” kelimesinin Tevrat’ta, ilimizi de içine alan bölgenin ilk medeni ahalisi olan Hurri’ler için kullanıldığı bilinmektedir. [39] Hz. Hârûn’un vefat ettiği dönemde İsrâiloğullarının arz-ı mev`ûda [40] girmelerinin yasaklanmış olduğu, bu nedenle Hor Dağı’nın arz-ı mev’ûd dışında olması gerektiği [41] , bu nedenle Eğil’de bulunan bu mezarın Hz. Musâ’nın veziri Hz. Hârun’a ait olabileceği düşünülebilir. Kaynaklarda bu mezar kaynaklarda Hârûn-ı Âsafî’ye nispet edilmektedir ki “Âsaf” kelimesi İslâm dünyasında vezir karşılığı olarak kullanılan [42] bir terim olup Hz. Hârun (a.s.)’da Hz. Musa (a.s.)’ın veziri ve yardımcısı idi. [43]

Hz. Musa ve Hz. Hârûn (a.s)’ın bölgemizde bir dönem bulunduklarını teyit eden bir bilgi de, şehrin fethinden sonra Ulu Camiye çevrilen mabedin Hz. Musa (a.s.) zamanında yapılmış olduğu konusundaki rivayetlerdir: “Müverrih-i Rûm ve ger ukalâ-ı dûrbîn-i zevî’l-mefhûm cümlesi müttefiklerdir ki bu ibâdetgâh-ı atîk tâ Hazreti Mûsâ aleyhisselâmın zamân-ı sa’âadetlerinde binâ olunmuşdur”. [44]

Hârûn-ı Âsafî (a.s.)’ın türbesi, Eğil İlçesi’nde, Nebi Harun Tepesi olarak bilinen tepenin üzerinde, Nebi Zülkifl Türbesi’nin yanındadır. Nebi Harun (a.s.)’ın kabrine, türbe müştemilatında bulunan mescid kısmından geçilmektedir.

Türbe, Vakıflar Genel Müdürlüğü veritabanında “Nebi (Peygamber) Harun Türbesi” adı ve 21.06.01/02 envanter numarası ile “Türkiye Kültür Mirasları” arasında kayıtlıdır. [45]

4. Nebî Hallak ve Kabri

1316/1898, 1321/1903 ve 1323/1905 tarihli Diyarbakır Salnâmeleri’de Nebî Hallak (a.s.)’ın peygamber olduğu ve kabrinin Eğil’de bulunduğu bilgisi bulunmaktadır. [46] Nebî Hallak (a.s.)’ın kabri, Eğil İlçesi’nin girişinde, Giriş Mezarlığı’nda çevresi duvar ile çevrilmiş şekilde bir meşe ağacının yanında bulunmaktadır. [47]

Bu mezarın Hz. Muhammed (s.a.v.)’in berberliğini yapmış olan bir sahabî’ye ait olabileceği de söylenmektedir. [48] Nebî Hallak (a.s.)’ın peygamber olup olmadığı ve hayatı hakkında Diyarbakır Salnâmeleri dışında herhangi bir kaynakta bilgiye ulaşılamamıştır.

5. Nebî Harut (a.s.) ve Kabri

1316/1898, 1321/1903 ve 1323/1905 tarihli Diyarbakır Salnâmeleri’nde Nebî Harut (a.s.)’ın peygamber olduğu ve kabrinin de Diyarbakır’da bulunduğunu bilgisi yer almaktadır. [49] Bunun dışında, Nebî Harut (a.s.)’ın hayatı ve peygamber olup olmadığı hakkında herhangi bir bilgi edinilememiştir.

Nebi Harut (a.s.)’ın kabri Eğil’in 4 km. dışında bulunan Haciyan Mahallesi’nde Nebî Zükifl (a.s.) eski kabrinin yanında bulunmakta olup baraj yapımından sonra Dicle Baraj havzasında kalmıştır.

Diyarbakır Salnâmeleri’ ndeki bilgiler dışında, Nebî Harut (a.s.)’ın hayatı ve peygamber olup olmadığı hakkında herhangi bir bilgi edinilememiştir.

6. Nebî Enûş (a.s.) ve Kabri

Kaynaklarda Enûş (a.s.)’ın, Şit (a.s.)’ın oğlu olduğu belirtilmektedir. [50] Hz. Enûş’un hayatı hakkında ayrıntılı bilgi tespit edilememiştir. Ancak İbnü’l-Esir’in belirttiğine göre Hz. Enûş, Hz. Şit (a.s.)’ın oğlu olup, onun ölümünden sonra vasiyeti üzerine halkının yönetimini devralmıştır. [51]

1316/1898 tarihli Diyarbakır Salnâmeleri’nde, Diyarbakır’da kabri bulunan peygamber, sahabe ve evliya’ya ait türbelerin anlatıldığı kısımda, Nebî Enûş (a.s.)’ın peygamber olduğu bilgisi ile birlikte Şit aleyhisselâmın oğlu olduğu ve Ergani’nin Kızılca (Otluca) Köyü’nde medfûn olduğu da belirtilmektedir. [52] Bununla birlikte bazı kaynaklarda Enûş isimli bu kişinin Peygamber olmadığı sadece hükümdar olduğu bilgisi de bulunmaktadır. [53]

Türbede medfûn şahsın kimliği ve peygamber olup olmadığı hakkında Diyarbakır Salnâmeleri dışında başka bir eserde bilgiye ulaşılamamıştır. Buna karşın bölgedeki bu yapı, peygamber türbesi olarak bilinmekte ve ziyaret edilmektedir. Bu türbe sebebiyle olsa gerek Ergani ve çevresinde Enûş ismine rastlanılmaktadır.

Enûş Peygamberin türbesi, Ergani İlçesinin 17 km. güneybatısında Kızılca’da yeni ismi ile Otluca Köyü’nde bulunmaktadır. Burada bulunan ziyaretgâh, kümbet şeklindeki bir türbeden ibarettir. Türbe, köyün batısında cami ile aynı avlu içerisinde yer almaktadır. Kümbetin kitabesinden ve yapı malzemesinden sonradan bakım ve onarımdan geçtiği anlaşılmaktadır.

Türbe iki kısımdan oluşmaktadır. Türbe binasına doğudaki giriş kapısından girilmektedir. Kümbetin içinde bulunan taşta “Yerd b. Mehlail b. Kinan b. Enûş b. Şit b. Âdem” yazmaktadır. [54]

Burası, arkeolojik kazılarda milâttan önce 7500–6500 yılları arasındaki döneme ait kalıntıların bulunduğu Sesverenpınar Köyü yakınlarında Çayönü antik kazı alanına çok yakındır. [55] Mülkiyeti köy tüzel kişiliğine ait olan türbe sürekli ziyarete açıktır. [56]

7. Yûnus (a.s.) ve Makamı

Yûnus (a.s.), Kur’ân-ı Kerîm’de ismi geçen peygamberlerden biridir. Kur’ân-ı Kerim’de, Hz. Yûnus (a.s.)’ın ismi dört yerde açıkça zikredilmiş; iki yerde ise onu yutan balık münasebetiyle, “balık sahibi” anlamlarına gelen “Zü’n-nûn [57] ve sahibu’l-hût” [58] kelimeleri ile anılmıştır. [59]

Yüce Allah; Yûnus (a.s.)’ı, İlyâs (a.s.)’dan sonra, Peygamber olarak göndermiştir. Yûnus (a.s.)’ın kavmi, putlara tapardı. Yüce Allah; onları, putlara tapmaktan, inkârdan ve bu husustaki hatalarından dolayı tövbe etmelerini ve Allah`ın birliğine inanmalarını emretmek üzere, Yûnus (a.s.)’ı göndermiştir. Kaynaklarda Hz. Yûnus (a.s.)’ın geniş topraklara hükmeden Asurluların Dicle nehrinin doğu yakasında bulunan başkentleri Ninova şehrine MÖ VIII. yüzyılda peygamber olarak gönderildiği bilgisi bulunmaktadır. Yûnus (a.s.)’ın II. Yereboam devrinde yaşadığı tahmin edilmektedir. [60]
Yûnus (a.s.), otuz üç yıl, kavmini, putperestlikten vazgeçip tevhid inancını benimsemeye çağırmış fakat kendisine, iki kişiden başka iman eden olmamıştır. Bunun üzerine Yûnus (a.s.) kavminin ıslah olmayacağını düşünüp kızgınlıkla ülkesini terk etmiş, münzevi bir hayat sürdürmüştür.
[61]

Hz. Yûnus (a.s.)’ın makamı/bir süre kaldığı yer, Diyarbakır merkezde, Fis Kayası mevkiinde, şehir surlarının altında bulunan Fis mağaralarıdır. [62] Bu konuda Evliyâ Çelebi, Seyahatnâme’sinde, Eski Musul’da oturan Hz. Yûnus (a.s.)’ın, o bölgenin halkını dine çağırdığını, tek bir kimsenin bile imana gelmemesine üzülüp Musul halkına beddua edince eski Musul’un harap olduğunu, daha sonra Amid’e geldiğini ve halkın tamamının mucize istemeden Müslüman olmasına çok sevinip “ İliniz, bayındır, halkınız devamlı sevinçli ve neşeli, bütün çoluk çocuğunuz uzun ömürlü, soylu ve doğru yolda olsun” diye hayır dua ettiğini ve Fis Kayası denilen yerde bulunan mağarada yedi yıl ikamet ettiğini nakletmektedir. Yine Evliyâ Çelebi’nin aktardığına göre, o zamanda, Amalak kızlarından olan Melike, Yûnus Peygambere iman ederek Müslüman olmuş ve Hz. Yûnus (a.s)’ın öğretimiyle şehri şimdiki İçkale’yi sert kara taştan Fis Kayası’nda inşa etmiştir. [63] Bu bilgilerde Yûnus (a.s.) ile Diyarbakır’ın birlikteliğini pekişkirmektedir.

8. Nebî İlyâs (a.s.) ve Makamı

Hz. İlyâs (a.s.), Kur’ân- ı Kerim’de iki defa İlyâs [64] , bir defa da İlyâsîn [65] şeklinde ismen zikredilmekte, mümin kullardan olduğu, putperest inancıyla mücadele ettiği ve daha sonra gelenler arasında hayırla anıldığı belirtilmektedir.

Kur`ân-ı Kerîm`de İlyâs (a.s.) hakkında başka bilgi bulunmazken tarih, tefsir ve kısas-ı enbiyâ kitaplarında çeşitli rivayetler yer almaktadır. Bu rivayetlerde onun şeceresi “İlyâs b. Yâsîn b. Finhâs b. Îzâr b. Hârûn b. İmrân” veya “İlyâs b. Âzir b. Îzâr b. Hârûn b. İmrân” şeklinde verilmektedir. Her iki şecerede de İlyâs (a.s.)’ın, Harun (a.s.)’ın torunlarından olduğu anlaşılmaktadır. Kur`ân-ı Kerîm`de zikredilen İlyâs (a.s.)’ın, Kitâb-ı Mukaddes`te anlatılan İlyâ (Eliyahu-Eli) olduğu kabul edilmektedir. Zira Kur’ân`da geçen İlyâs peygamber de tıpkı peygamber İlyâ gibi putperestlikle mücadele etmiştir. [66]

İlyâs peygamber hakkında Kur`ân ve hadis dışındaki İslâmî literatürde çoğunlukla Yahudi dinî literatüründen kaynaklanan pek çok rivayet yer almaktadır. İlyâs (a.s.)`ın milâttan önce 9. yüzyılda İsrail Kral­ları Ahab (MÖ 874–853) ve oğlu Ahazya (MÖ 853–852) döneminde İsrail Krallığında yaşadığı tahmin edilmektedir. Bu konudaki rivayetlere göre Kral Ahab putlara tapıyor ve kavmini de buna zorluyordu. İlyâs (a.s.) onları “Ba`l” adlı puta tapmayı bırakıp Allah`a kulluğa davet etti. Kral Ahab, İlyâs (a.s.)`ın davetine uyarak putperestliği terk etti. Bir ara karısı İzebel komşusunu öldürterek bahçesini ele geçirince Allah onları uyarmak ve bahçeyi iade etmelerini, aksi takdirde cezalandırılacaklarını bildirmek üzere İlyâs (a.s.)’ı görevlendirdi. Kral Ahab buna kızarak tekrar putperestliğe döndü ve İlyâs (a.s.)’ı da öldürmeye kalkıştı. Bunun üzerine İlyâs (a.s.) yedi yıl dağlarda ve mağaralarda kendi halinde münzevi bir hayat sürmeye başladı. [67]

Hz. İlyâs (a.s.)’ın makamının (bir süre kaldığı bu yer), Merkez Sur İlçesi, Hasırlı Mahallesi, Küçükbahçecik Sokak No:21’deki Sinagog olduğu aktarılmaktadır. [68] Bu sinagog, özentisiz eklemeler sonucu büyük ölçüde tarihi özelliğini yitirmiş olarak gözükmekte ve halen ikametgâh olarak kullanılmaktadır.

1265/1848 yılında Diyarbakır`ı ziyaret eden Yahudi Seyyah Benyamin Haşeni, şehrin ayrı bir kesiminde yaşayan 250 Yahudi aile hakkındaki gözlemlerini eserinde naklederken Hz. İlyâs (a.s.)’ın Diyarbakır’da bir dönem bulunduğu hakkında da bilgiler vermektedir: “Çoğu dinimizi biliyor. Kutsal kitaplarımız ve peygamberlerimiz kalplerinde yer edinmiştir. Sinagog’da mevcut olan küçük bir oda daima kapalı tutulmaktadır. Bu oda Yahudiler ve diğer dinlere mensup kişiler için kutsaldır. İnançlarına göre Hz. İlyâs bu odada peygamberliğini ilan etmiştir.” [69] Diyarbakır şehri Yahudiler için Tevrat’ta geçen Kalne [70] şehri olarak kabul edilmektedir. [71]


Kaynak:
Ali Melek - Abdullah Demir, Dini Değerleri İle Diyarbakır, Diyarbakır Müftülüğü Yay., Diyarbakır, 2009.
T.C. Diyarbakır Müftülüğü

Diyanet İşleri Başkanlığı

Diyarbakır Valiliği

Türkiye Diyanet Vakfı

e-Arşiv

e-Resmi Gazete

e-Kütüphne

T.C. Diyarbakır Müftülüğü © Copyright 2009 Tüm hakları saklıdır. | Webmail

Site Yönetim: Abdullah DEMİR/İl Vaizi |  Yazılım ve Tasarım: Turkbim