SAHÂBE KABİR VE TÜRBELERİ
Sahâbe, sözlükte, arkadaş, dost anlamlarına gelir. Çoğulu sahâbe veya ashabdır. Terim olarak, Hz. Peygamber (s.a.v) devrine yetişmiş, Müslüman olarak Hz. Peygamber (s.a.v)’i görmüş, O’nun sohbetinde bulunmuş ve Müslüman olarak ölmüş olan kimselere sahabî/sahâbe denir. Sahabî kadın olursa, sahabiyye ismini alı.
Sahâbelerin toplam sayısı hakkında kesin bir rakam söylenmemekle beraber çoğu kaynaklar, Hz. Peygamber (s.a.v)’in vefatında yüz binin üzerinde sahabînin hazır bulunduğunu ifade etmişlerdir. Sahâbiler, İslâm’ı yaymak ve fetihler vesilesiyle birçok bölgeye ulaşmışlardır. En son vefat eden sahabînin 110/728 yılında vefat eden Ebu’t-Tufeyl Âmir b. Vâsıle el-Leysî olduğu bilinmektedir
Gerek hadis rivayetinde, gerekse Kur’ân’ın sonraki nesillere muhafaza edilerek aktarılıp öğretilmesinde, ilk kaynak olmaları bakımından Sahâbelerin önemi büyüktür. Onlar İslâm’ın korunması ve yayılması yolunda hayatlarını ve her türlü değerlerini ortaya koymuşlardır. Bundan dolayı onlar, Müslümanların en hayırlı nesli olma şerefine ermişlerdir.
Diyarbakır’da sahâbe ve evliyâ’ya ait birçok kabir ve türbe bulunmaktadır. Bunların içinde en tanınmış olanları; Hz. Süleyman Camii haziresinde bulunan Şehid Sahâbîler Türbesi ile Sultan Şücâ, Şeyh Yûsuf el-Hemedânî, Şeyh Abdülcelîl, Lala Bey, Sarı Saltûk, Zincirkıran, Mîr Seyyaf, Fatih Paşa, İskender Paşa ve Özdemiroğlu Osman Paşa türbeleridir
Hz. Ömer döneminde hicri 15/636 yılında meydana gelen Yermuk savaşı sonrası Şam bölgesini ele geçiren Müslüman orduları, yönlerini o zamanki adıyla el-Cezire olarak isimlendirilen Fırat-Dicle havzasının kuzey yönüne, yukarı Mezopotamya’ya çevirdiler. Şam’dan bu bölgeye gönderilen İyâz b. Ganm (r.a.) (ö. 20/641), komutasındaki sekiz bin kişilik ordu içinde bin sahâbe de bulunmaktaydı.
İyâz b. Ganm (r.a.) komutasında Diyarbakır önlerine gelen İslâm ordusunun komutanları arasında vazife taksimi yapıldı ve Âmid (Diyarbakır) şehir surlarının hangi kapısında hangi komutanın duracağı belirlendi. Buna göre; İyâz b. Ganm, Tell Kap’ısını (Mardin Kapı); Saîd b. Zeyd, Rum Kap’ısını (Urfa Kapı); Muâz b. Cebel, Cebel Kapı’sını (Dağ Kapı) ve Hâlid b. Velid de Babu’l-Mâ’yı (Yeni-Dicle Kapı) tutmuştur.
O dönemde Bizans, İmparator Heraklius (610–641) tarafından şehir de Meryem-i Dârâ isminde bir kadın tarafından yönetiliyordu. İyâz (r.a), Melike Meryem’e bir mektup yazarak şehri kendilerine teslim etmesini istedi. Meryem-i Dârâ ise verdiği cevapta şehri teslim etmeyi reddetti ve yaptığı hazırlıklarla savaşmayı tercih ettiğini gösterdi. Bunun üzerine Hz. İyâz (r.a.), Âmid’i kuşattı ardından kuşatma devam ederken Palu, Hani, Silvan gibi yerlerin fethedilmesinin doğru olacağını düşünerek buralara içlerinde sahâbelerin de bulunduğu birlikler gönderdi ve bu bölgeler fethedildi. Buna karşın Âmid’in kuşatması beş aya ulaşmasına rağmen şehir hâlâ alınamamıştı.
Şehrin fethi hakkında kaynaklarda şu rivayet aktarılmaktadır: Kuşatmanın beşinci ayında iken Hâlid b. Velid (r.a.) kendisine ekmek getirmekle görevli Hummâm’a “Azık mı tükendi! Neden üç akşamdır ekmek yok” diye sordu. Her akşam ekmeği bıraktığını söyleyen Hummâm, dördüncü akşam, o günün azığı olan ekmeği Hz. Halid’in çadırına bıraktıktan sonra gizlice çadırı gözetlemeye koyuldu. O anda kale duvarının dibinden bir köpeğin gelerek Hz. Halid’in çadırına girdiğini ve azığını kaçırdığını gördü. Bunu üzerine köpeği takibe koyuldu. Köpeğin kale duvarı dibindeki sur içinden dışarıya su akan bir suyolundan/oyuğundan şehre girdiğini tespit etti (Eski hükümet konağının bahçeler cihetindeki sur duvarında). Durumu Hâlid b.Velid (r.a.)’a haber verdi. Hz. Halid’in köpeğin şehre tekrar döndüğü suyolunu görmek istemesi üzerine ona suyolunu gösterdi. Hz. Halid (r.a) suyolunu gördükten sonra “Allahu Ekber” diyerek Allah’a şükretti. Derhal askerlerine durum hakkında bilgi verip “Ben bu suyolundan içeri girmeye karar verdim. Sizden canlarını Allah ve Resulü için feda etmeye hazır yüz adam istiyorum.” dedi. Gönüllü askerleri seçtikten sonra durumu ordu omutanı İyâz b. Ganm’e bildirdi ve yanındaki askerler ile birlikte o suyoluna gitti. Hz. Hâlid (r.a.) önden girerek, tünelin dar olması sebebiyle gönüllü askerlerden yalnız 80 askerle birlikte tünelden şehre girebildi. Tüneli geçebilen askerlerden de bazısı çarpışmalarda şehid oldu. Halid b. Velid ile birlikte şehre girebilen gönüllü askerlerden isimlerini bilebildiğimiz 10 kişi şunlardır: Âmir b. el-Ahves, Huzeyfe b. Sâbit, İmrân b. Bişr, [Selâme b. Ye’sûb, Mâcid b. Talha, Müsennâ b. Âsım, Sâlim b. Adiy, Mâlik b. Hafs, Hattâb b. Câbir ve Efleh b. Sâ’ide]. Hz. Halid (r.a.)’in ardından hafif silahları ile şehre giren askerleri gören kale muhafızları şaşkına dönmekle birlikte derhal savunmaya geçtiler. İçerde şiddetli bir çatışmalar başladı. Hz. Hâlid (r.a.), 10 askere, sur kapısını hemen açmalarını emretti. Onlar da kapıyı kırarak (İçkale’den hastanelere çıkan yol üzerindeki kapı, Fetih Kapısı) açmaya muvaffak oldular. Bunun üzerine şehrin dışında bekleyen Hz. İyâz (r.a.) komutasındaki ordu da açılan kapıdan şehre girdi. İçkala’de, bugünkü Hz. Süleyman Camii’nin bulunduğu yerde sabaha kadar yaşanan çatışmalar sonucu Hz. Hâlid’in oğlu Süleyman (r.a.) ile birlikte yirmi kadar sahâbe orada şehit oldu. Sonunda Hz. İyâz (r.a.)’ın yönetimindeki ordu Âmid’i 18/27 Mayıs 639 tarihinde fethetti.
Sabah olunca Hz. İyâz, Âmid halkının silahlarını toplattı ve şehir meydanında toplanan halka bir konuşma yaptı. Bu konuşmada “Allah size karşı bize zafer ihsan etti. Şayet Allah Teâlâ peygamberimizi rahmet peygamberi olarak gönderip de müminlerin kalplerine merhamet vermeseydi savaştığınız için hepinizi kılıçtan geçirirdim. Fakat rabbimiz bize ‘Takvâ sahipleri öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever’ buyurmuştur. Şimdi sizden dileyen Müslüman olsun, dileyen de yıllık cizye vergisi vermek şartıyla kendi inançlarını sürdürsün” dedi. Halka iyi muamelede bulunuldu. Halkın büyük bir kısmı kendi isteğiyle İslâmiyet’i kabul etti. Bunu üzerine ilk iş olarak şehrin ortasındaki Mar-Toma Kilisesi’nin üçte ikilik kısmı (zamanla kilisenin tamamı) camiye çevrildi.
Hz. İyâz (r.a.), sahabeden Sa’saa (r.a.)’ı şehrin valiliğine getirdi. İçlerinde sahâbelerin de bulunduğu beş yüz kişilik bir süvari birliğini onun emrine vererek
fetihlere devam etmek üzere Diyarbakır’dan ayrıldı. Mardin ve civarını aldıktan sonra Musul’a yöneldi. 17/638-20/641 yılları arasındaki seferlerle hemen hemen el-Cezîre bölgesinin tamamını İslâm topraklarına katan İyâz (r.a.), Rakka`da iken Halife Hz. Ömer (r.a.)’dan Şam`a dönmesini ve hasta olan Yezîd b. Ebû Süfyân`ın ölümü halinde idareyi ele almasını bildiren bir mektup aldı. Bunun üzerine Şam’a ulaşmak için yola çıktıysa da Humus`a vardığında vefat etti ve Hâlid b. Velid (r.a.)’ın kabri yanına defnedildi. İyâz (r.a.)’ın ailesinin Âmid`de (Diyarbakır) kaldığı, bu şehirdeki Ebû Eyyûb ailesinin onun soyundan geldiği kaynaklarda belirtilmektedir. Örneğin onun neslinden geldiği ifade edilen Şeyh Musa’nın türbesi Dicle İlçesi Tepebaşı (Şeyh Malan) Köyü’nde bulunmaktadır (Bkz. Şeyh Musa Türbesi).
Yukarıda aktarılan Diyarbakır’ın fethi, burada, Merkez Ulu Cami’de bulunan, dönemin Müftülük Kâtibi Seyyid Feyzullah Yusuf Efendi tarafından 1218/1803 tarihinde kaleme alınan Osmanlıca el yazma bir belgeden de aktarmak istiyoruz:
Bismillâhirrahmânirrahîm
Halife-i Sânî Hazreti Risalet Penahi Emirü’l-Mü’minîn Ömer b. Hattab (radıyallahu anh) Efendimiz Hazretlerinin livâ-i beyzayi hilafeti, yed-i müeyyidelerine teslim olunduğunda, seyf-i sarım-i şeraitle ümem-i Fürs ve Rûm’u kahr u tedmir ve memâlik ve büldânı feth ve teshir buyurdukları sırada,
İş bu Diyarbekr Kalesi ile civarında bulunan bilâdın teshiri hususuna serasker tayin buyurmuş oldukları İyâz b. Ganm (radıyallahu anh) Hazretleri, maiyetlerinde bulunan fırka-i celîle-i muvahhidîn ile kale-i mezkûre pişgahine satvet-i endâz-ı iclâl buyurduktan sonra kibâr-ı ashâbtan Hâlid b. Velîd (radıyallahu anh) Efendimiz Hazretlerini ebvâb-ı kaleden şimdiki Yeni Kapı demekle ma’rûf olan Şet Kapı pişğahine, Sa’d b. Zeyd (radıyallahu anh) Hazretlerini Rum Kapı tarafına bi’t-ta’yin, kendileri dahi fırka-i celîle-i bâkiye ile bizzat Mardin Kapı pişgahine nasb-ı hiyâm. Ve esbab-ı muhasarayı itmâm ve ikmâl buyurup ve beraber bulunan ashab-ı kirâmdan mürekkeb bir meclis-i mahsus akd olunup, meclis-i mezkurede inare-i misbâh müzakere ve kalenin feth-u teshîri babında idareyi miftâh müşâvere ile hulasa-i kavl ve karar.
Ve nekâve-i mütalaa ve efkâr olan suret-i memdûhe üzerine, kale-i mezkûrenin melikesi olan Meryem binti Dârâ’ya teslimi kaleyi mutezammin yazdıkları mektuba, adem-i muvafakât cevabı alınmasıyla, kalenin muhasarasına teşmiri sâid ihtimam birle, müeddet-i muhasara beş mahi reside ve ravda-i zâhire lutf-i nâsıri mutlaktan nesimi anber şemim feth ve nusret zübde olmakla beraber Hz. Halid (radıyallahu anh) Efendimiz cemaat-i müslimin ile salât-ı mağribi ba’de’l-edâ, hayme-i mahsusalarına avdet ve sâim oldukları cihetle iftara niyet buyurduklarında, ğulamların teheyyi eyledikleri reğayifin fikdanını haber verdiğine ve fikdan-ı nevaledennaşi mâ-i sâfi ile iktifa. Mütevaliyen üç gün bu hal ile imrar-ı subh ve mesâ buyurduklarına mebni dördüncü gün reğayifi mezkûrenin beher akşam fikdanı yüzünden olduğu bade’l-istingah kaleden bir kelb çıkagelip reğayifi ekl ile kaleye gittiğini ve şimdiki hükümet sarayının nezdindeki surda bulunan suyolu fürcesinden kale derununa girdiğini gelip arz etmeleriyle, kaleye duhule böyle bir fürce bulunmasından beşâret ve bu suretle teshiri kaleyi maksude nusrethane-i eltaf Samedani’den işaret hâsıl olup şirdılan-i ashab-ı kiramdan seksen nefer-i merd-i şecaat eser bi’l-intihab, Halid b. Velîd Hazretleri peşrevleri oldukları halde fürce-i merkumeden takrib-i latîf ile leylen derun-i kaleye duhûl.
Ve ebvab-ı erbaadan her bir kapıya tayin olunan yirmişer nefer kapılara vusûl birle ebvab-ı mezkûreyi miftah-i şecaat ve muzafferiyetle feth-i himmet ve harici surda olan ashab-ı kiram ile birleşerek gülbanın tekbiri mele-i âlâya ref’ ile derûn-i kalede muharebe ile bezl-i mesai ve mukderet buyurup, Cenâb-ı Hayru’n-nâsırîn’in lutf-i celili ilahileriyle fırka-i küffârı münhezim ve tarumar.
Ve ruusi menhuselerin tame-i şimşir kahr ve damr ettiklerinde melike-i kale olan Meryem-i Dârâ ru’b ve heras ile canib-i Rûm’a firar. Ve müteakiben şahidi subh sabahet eser ve mihri cihantab hacetse piger şevk ve envar musirret iktiranını izae ve bedidar etmesiyle zuhur-i tebaşir-i sabahu’l-hayr muvaffakiyet. Ve buşur-i menaşiri zafer ve nusrete binaen bakiye-i suyûfi mücahidin olan taifeyi mehayifinin bir takımı tahsil-i iman ve bir takımı da duhul-i daru’l-emâne istiman ederek ihrazi destemaye-i dini mübin edenler taltif ve fırka-i gayr-i müslime dahi tahsisi istihsali cizye-i şeriyye ile ta’nif olduktan sonra serasker İyâz b. Ganm’in emriyle kenais-i kaleden Mar Toma Kilisesi evsan ve esnamdan tathir ve zümreyi muvahhidin için cami ittihazi ile tamir olunup, kibar-ı ashâbdan ve alemdaran-ı resul-i rabbü’l-erbabdan iş bu cami-i şerifin hazîre-i mahsusesinde defini haki itri-naki rahmet ve muntazırı kıyam-ı saat olan Sultan Sa’saa (radıyallahu anh) Hazretleri beş yüz nefer rüfeka-yi kiram ile kale-i mezkûreye emir tayin ve Serasker İyâz b. Ganm (radıyallahu anh) Hazretleri tevabi’-i kalede ma’dud olan muhal-i satireyi fetih ve teshire teveccühsaz azim ve yakin buyurmuş
Emir Sultan Sa’saa, inde’l-gaza vücud-i âlilerine isabet eden cerihalardan müteessiren biraz sonra azım-i hüsnü’l-hak’a ve muntakıl-i daru’l-huld-i ukbâ olmuş olduğundan,
İş bu cami-i şerifin hazîre-i meşhuresinde makbur ve uyûni enâmdan mestûr buyurmuştur deyu mervidir. el-İlmu indallâh. Seyyid Feyzullah Yusuf Efendi, Diyarbakır Müftülük Kâtibi, 1218/1803”
Bazı araştırmacılar, Diyarbakır’ın fethinden sonra birçok kez şehrin Bizans orduları tarafından kuşatıldığını ve bu kuşatmalar esnasında cereyan eden muharebelerde pek çok Müslümanın şehid düştüğünü, dolayısıyla da Diyarbakır’daki türbelerin bunlara ait olabileceğini ileri sürmektedirler.
KAYNAK: Ali Melek-Abdullah Demir, Dini Değerleri İle Diyarbakır, Diyarbakır İl Müftülüğü Yayınları, Ankara 2009.